Olmayan Rüzgarda Uçurtmasını kaybeden adam !

gundem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gundem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Filler tepişir çocuklar ölür..

Cuma, Ağustos 14, 2015 Yazar: ters LALE... , , Yorum yok

Bu ara o kadar çok sorunum, projem ödevim vardı ki yazasım değil yazacak vaktim bile yoktu aslında.
Ağrı diyadinde 13 Ağustos 2015 sabah saatlerinde valiye göre terörist olan 15-16 yaşlarında fırında çalışan iki çocuk öldürüldü. Görünce yok ya gene mi dememe gerek yok hergün bir bir ölüyoruz aslında. Bu olayı yazmamda ki en büyük sebep elbetteki içimizde ki insan olamayan yüzsüz ve savaş isteyen kendini bilmez milyonlarca insan... Sözlüklerle, twitterda, facebookta direk pkklı bunlar diye etiketlenmiş binlerce kez öldürülmüş tekrar tekrar sosyal medyada taranmış bu çocuklar..

Ölümleri kıyaslama yapmaya çalışanlar var. Onlarda kürttü, en iyi ölü kürt diyenler iyi olmuş diyenler. İnsan ölümlerine sevinir hale geldik. Bu sevinenler yarın öğretmen oluyor. Kendi boş beynini dolduramayan bu kişilere çocuklarımızı emanet ediyoruz. Asıl sorun bu tarz ölümlere sevinenlerdir. Nasıl bir gelecek nesil göreceğimiz ortadadır.

Cari Açık İkilemi...

Cuma, Nisan 17, 2015 Yazar: ters LALE... , , , Yorum yok
Türkiye büyürken cari açığı da pas geçmiyor. Cari açık büyürken, büyüme de artıyor. Yada büyüme cari açıksız yapamıyor. İkilemler ve çelişkilerin ülkesinde ekonominin de çelişkiler ile dolu olduğun ortada. Normalde ekonomisi büyüyen ülkenin ihracatının da artacağı dolayısıyla cari açığın azalıp işsizliğin düşmesi kişi başına milli gelirin artması gerekir. Keynes'e göre bunun tek olumsuz yani enflasyon diğer tabirle talep enflasyonu oluşması.

Her ne kadar çok büyüyoruz çok hızlı büyüyoruz dense de gerçekler pek iç açıcı değil. Son 10 yıllık dönemde ortalama büyüme rakamlarına baktığımızda 2003-2013 yılları arasındaki büyüme oranı 5,9 . Tabi ki bu veriler tüik ve kalkınma bakanlığı açıklamalarında görünenler.

Sürekli tüketim odaklı , inşaat üzerine devlet harcamalarının ön plana çıktığı özelleştirmelerin durmadan devam edildiği son 10-13 yıllık süreçte cari açık durmadan büyüyerek devam etmiştir. Öyle ki aşağıdaki tabloda da görüldüğü üzere  100$ büyüme için 300 dolarlara varan bir cari açıkla karşı karşıya kalınmış.


Ekonominin büyüdüğü her dönem cari açıkta kara delik gibi büyümeye devam etmiş. Globalleşen dünya da Türkiye pazarda rekabet edemez hale gelmiştir. Bunun ekonomik nedenlerin de ötesinde niteliksiz malzemeler, enerji, mamül vs yurtdışından ithal edilmesi dolayısıyla cari açıkta giderek büyümektedir.

Dolarda ki kur artışı her ne kadar ihraacatı artıracak gibi görünsede o malları sattıktan sonra sanayicinin üretime başlaması için gene yurtdışından ithal ürün alması maliyet girdilerini arttıracak daha sonra farklı yerlerden bunu karşılama yoluna gidecektir. Dolayısıyla bu yolda da gene cari açık büyümeye devam edecektir. Üreten bir ülke değiliz, tüketim odaklı yaşıyoruz. İhracatta bu malı sadece biz satarız,  ihracatta şöyleyiz böyleyiz diyecek bir üretimimiz yok. Saymaya çalışalım şuan ülke içinde en fazla ihracat yapılan sektörleri : otomotiv, inşaat, tekstil daha fazlasını sayamıyoruz koca ülkede ekonomiyi ayakta tutan sektörler bunlar...

1 kamyon tişört , 1 kamyon kum, 1 kamyon çimentonun 3-5 cep telefonu kadar ettiğini düşünürseniz nerede olduğumuzu görürsünüz.

Uyumak ihanet gibi.


Çok zaman geçmedi evet koskoca 3 gün geçti Soma'daki madenci katliamından. Evet yalnış kullanmıyorum katliam. Yüzlerce işçinin toprak altında zehirlenmesi, belki bazılarının yanması, bir daha çıkamayacak olmaları. Bu durumda bile insanların umursamaz tavırları, kahkahaları, mutlu olabildikleri halleri var. Hangi dünyada yaşıyorlar onlar ? Biz mi yanlış evrendeyiz.

Olayı ilk öğrendiğim andan beri üzerimde bir çöküntü var. Düşünüyorum , düşünüyorum ne aklım ne vicdanım bir şekilde bu olaylara anlam veremiyorum. Salak salak gülüyorum bazen kendime o gülmeler bile biran ne yapıyorum lan ben demeden öteye gidemiyor. 

İnsanların internetten yaptığı yorumlar, dolmuşta , sokakta duyduklarım benim insan olmaktan utanır hale getirdiler. Gerçekten bu kadar ahlaki olarak çökkmüş bir toplumda olduğumuzu sanmıyordum , bunların gelir geçer olduğu kanısındaydım seçim öncesi. Ama aslında bunların birer gerçeklik olduğu  gerçeği ile duvara tosladım sanırım. Çok sabırlı değilim ama bu sefer çok fazla sabır gösterdim insanlara karşı. Ölümü bile meşru hale getirmeye çalışan kokuşmuş vicdanlara karşı. 

Çok düşündüm ilk gece, acaba o insanlara ne diyecekler ne diye ikna edecekler o insanları. Acılarını hafiflettmek için ne yapabilirler. Ki o acı gittikçe daha da kanayacak malesef aileler için. Hergün daha fazla hatırlayacaklar belki de. Yoklukları alışılmaz bir hal alacak. Anneleri, çocukları, eşleri, sevgilileri , hayalleri vardı orada cansız yatan bedenlerin. Neden diyorum hala? Çok basit neden... Bu katliam herşeyin sonucu, sonucu görerek bunlar yapılırken neden kimse müdahale etmedi. Etmek istemedi. Herşey paraydı onlar için de kim göz yumdu bütün bu olanlara. 

Ölen insanlar üzerinden siyaset yapmayın ha dediler. Kendileri siyaseti ölümden ötesine kadar taşımışlarken, rabiadan, suriyeden, somaliden dem vururken ta yanı başlarını somayı göremezler. İş kazası ya normaldir diye geçiştirmeye çalışırlar... He haklısınız biz de yedik. Fark ettiniz mi kimse ağlamadı bu sefer. Kendini bilmez eski bakanlardan birinin bir lafı vardı . Baba için en acı şey cocugunun gözaltısını en son onun duyması diyiveriyordu yerden bitme adam. Ya eşini, cocugunu, kardeşini, kuzenini, cesetlerini fotoğraflardan tek tek göstererek teşhis etmenin acısını sen anlayabilir misin ?

Öyle bir yere gidiyoruz ki umud sanki bizim kapılarımızdan uzakta hiç gelmeyecek gibi. 

Her gece 2-3 paket sigara ile sabahı anca çıkarabiliyorum. Beynim anlam veremiyor bu kargaşaya belki hayatta en çok sorduğum soruya ben de cevap bulamıyorum. Neden diyorum neden. Bunlar oldu tamam da hala bu yapılanlar neden? Bu iktidar hırsı neden? Bu insanlar nasıl mutlu olabiliyorlar yarın kalkıp nasıl gülebilecekler diyorum . Sonra vicdanları var mıydı ki diyor içimde ki ses. Uyuyamıyorum . Normalde de uyuyamazdım zaten. Ama şimdi uyursam ihanet etmiş gibi olurum diyorum. Uyumamaya çabalıyorum. Sonra bir sigara bir sigara. Burun kanamamı bile aldırış edemiyorum artık ölürsek ölelim kimin ne değeri var ki ? Değişmeyecekse yaşayınca bişeyler eğer değiştiremeyeceksek bizde ölelim .. Ölelim ki o madenciler boşuna ölmemiş olsun. Toplu kurtaralım evreni bu pisliklerden. Ya da topyekün bırakalım onlara buraları. 

Ben sevdiğimden canımdan ,  birgün faceye bişey yazmasa, izban kamera sistemine giremesem birgün göremesem onu, iyi olduğunu bi şekilde haber alamasam duvarları yumruklarım ta ki hareket edemeyecek hale gelene kadar. Ya orada ölen insanlar onların hayalleri , gelecekleri , umudları, aileleri . O düşleri ne olacak. Unutmayacağız demek ne çok isterdim. Sizi her nesile her sınıfta her sokakta anlatacağız demeyi. Bak şerefsiz sermaye yüzünden burada yüzlerce insan öldü binlerce aile acı içinde bırakıldı ve ondan sonra herkes cezasını çekti artık kimse ölmüyor demeyi. Buna ben inanmıyorum. İnanamıyorum. 

Sabaha çok bişey kalmadı. 

Çok şey değil istediğimiz. Bunlara inanabileceğimiz bir dünya örebilmeli. İnsan hayatının herşeyden öte değerli olduğunu anlatabilmeli. Anlayabilmeli. 

Çok Şey değil.

Değil. 


Kendinize iyi bakın . Cut. 

Madencinin kaderi...

Çarşamba, Mayıs 14, 2014 Yazar: ters LALE... Yorum yok

bugün herşeyi bir kenara bıraktım. Kitap okumadım, gazete almadım, pc bile açmadım arayanların telefonlarını bile açmadım. çarşıya gittim arkadaşımın yanına uğradım az lafladık, çinden gelen parcaları aldık yemek yedik, biraz sohbet ettik derken öle boktan hayat derken konuş konuş akşam ettik. oktayı aradım bi gun önce sözüm vardı konsere gidecem sende gel tamam la geliriz demiştim. gelemeyecem demek için konserde olmamış halbuki. eve geldik oturduk biraz, 4 madenci ölmüş dediler, bişey diyemedim gene suçu işçiye yıparlar dedim geçtim. telefonu söktük onunda içine ettik paramparça oldu. Boşver dedik çorbacıya corba içmeye çıktık, hiçbişeyden habersiz herkes gülüyordu garip bişey yoktu.
sonra işçi işveren kapitalizm para insan aşk saçmaladık saatlerce park park dolastık ikinci paket sigaramı da bitirdim. okulun oradaki kafelerin önünden geçerken bugün işler süperdi ya tatlı bi yorgunluk vardı dedi kafenin sahibinin biri. yaz geliyor ya ondandır dedim içimden.
park park gezdik eve geldik saat 3. içimiz sıkkın herşey bokktan . arkadaş eline pcyi aldı her zamanki oyununu oynayacak ben gitarı aldım evindarı mırıldanırken şak diye haber geldi. 157 ölü. yok ya yalnış gördüm sandım. öyle de kaldım...
bir insanın acısına dayanamıyorken yüzlü rakamlar. kameraların karşılarına geçip hangi yüzle ne açıklama yapacaklar diye düşündüm. bildiğim bütün küfürleri etmeye başladım.. arkadaş kader der geçerler dedi... kader..
bu kadar işçinin ölümü, bu ihmalleri hala kadere bağlayacak kadar gerizekalı olamazlar diye düşündüm. 2 saattir mal mal düşünüyorum. ya sevenlerine ne diyecekler, ne açıklama yapacaklar ne ne ne..
bu kadar ölümü, cinayeti katliamı bir grizuya bir kadere bağlayacak kadar kokuşmuş beyniniz varsa gidin o tanrılarınızı ateşe atın o tanrıları taşlayın.
yok öyle dünya..
yok lan
yok
yok yok

Bu bayram çocuklarınıza ; çelik yelek, gaz maskesi filan alın..


Nedense her 23 Nisan günü çocukları birer gün hatırlar, o günden sonra salıveririz değil mi ? Her bayram günü çocukları anımsar onların önemli olduğuna, geleceğimizi şekillendirecek geleceğimiz olduğuna vurgu yapar da yaparız. En altında taa başbakana eya boşbakana kadar. Kanlı bir tarihe sahibiz aslında. 23 nian ertesi 24 nisan ermeni 4 mayıs dersim soykırımı. Gene nereden nere geldik değil mi ?  Çocuklar diyorduk o şeker yemeyi deli gibi seven, bazen çileden çıkartan bakınca gülümseten herşeyden tatlı o çocuklar. 

Bdp Dersim'de Neden Kaybetti ? Chp Neden Kazandı - C. Canerik

Pazartesi, Nisan 29, 2013 Yazar: ters LALE... , Yorum yok


Devrimciler Dersim’de bir köye giderler. Köylüleri köy meydanında toplarlar ve onlara;

- “Biz sosyalizmi davul ve zurnayla getireceğiz köyünüze. O zaman hepiniz eşit olacaksınız. Kimsenin (özel) mal-mülkü kalmayacak. Mal-mülk herkesin olacak” şeklinde propağanda yapar ve ayrılırlar.

Gel zaman, git zaman bir köylü ise tarlasına kavak ağacı eker.Zamanla kavaklar büyür, serpilirler. Bir gün bakar ki köyden davul zurna sesigeliyor. Hemen köy meydanına doğru koşmaya başlar. Büyük kalabalık toplanmıştırve gençlerle yetişkinler çoğunluktadır. Düğün olsa davetiye mutlaka gelir, enazından haberi olur… Büyük bir şaşkınlık yaşar ve ardından hırsla bağırır:

-Bu dere kenarında bulunan tarladaki kavaklar benimdir. Kim kionları benden alacak onun anasını sikerim”

Bu, Dersim’de siyasete hafif de olsa bulaşmış olan herkesin bildiği bir fıkradır. Ütopik siyaset ve maddi gerçekliğin çatışmasını kanımca en iyi anlatan fıkralardandır. Dersim’de CHP’nin iki milletvekili çıkartması ve BDP’nin desteklediği bağımsız milletvekili adayı sanatçı Ferhat Tunç’un kaybetmesinin nedenlerini en iyi şekilde bu fıkrayla aktarmak mümkündür.

Politik Davranış Nedir ?

Cuma, Kasım 23, 2012 Yazar: ters LALE... , Yorum yok
Siyaset bilimine, 19. ve 20. yüzyılın ilk yarısında, siyasal sistemi çevreleyen kurallar ve bu kurallar çerçevesinde faaliyet gösteren kurumlara ağırlık veren kurumsal yaklaşım egemendi ve kurumsal yapıya anlam kazandıran bireysel ve toplu insan davranışı gözardı ediliyordu.

1949 yılında, bir grup bilim adamı Chicago Üniversitesi'nde, "davranış bilimleri" deyimini ortaya attı ve sosyal bilimlerde yeni bir yaklaşım biçimi geliştirdi.

Davranışsal yaklaşım adı verilen bu yeni anlayışın siyaset bilimine uygulanmasından başlıca şunlar amaçlandı:

1-Siyaset bilimini mümkün olduğu kadar siyasal oluşumları tahmin etme ve açıklama yeteneğine kavuşturmak, bunun için de, biyolojideki hücre gibi somut olarak tesbit edilebilecek ve geniş karşılaştırmalara imkan verecek birimler üzerinde çalışılması.

2-Çalışma konularını belirlerken, özellikle, görgül verilerin toplanabileceği ve çözümleneceği teorik önermelerin tercih edilerek, alan araştırmalarına ağırlık verilmesi.

3-Araştırmayı kolaylaştıracak, matematik, istatistik, bilgisayar gibi tekniklerin kullanılması.

Alfred Bernhard Nobel'in Gerçek Yüzü ...

Pazartesi, Kasım 05, 2012 Yazar: ters LALE... , , , , Yorum yok
Malum İnsan Alfred NOBEL ...
Bu abimiz adından da anlaşılacağı üzere Nobel barış ödüllerinin babasıdır. 1 ekim 1833'de madenci bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. babasının mesleği dolayısıyla patlayıcılara özel bir ilgi duymuştur. zaten bu ilgi de sonunda ona büyük bir ün bırakmıştır.

     1866'da ilk defa dinamit dediğimiz patlayıcıyı icat etmiş ve avrupa'da büyük sükse yapmıştır.Stocholm'de küçük bir laboratuvar kurmuş ve çalışmalarına burada devam etmiştir. Hatta bu çalışmaları sırasında kız kardeşi emil'i de patlatıp öldürmüştür ki bu pek bilinmez. Neticede dumansız barutu da bulup alemlerin kralı olmuştur. Lakin kaldı ki sen o kadar kimyasal ile oyna, onu buna kat, ordan burdan alengirli maddeler bul, reaksiyon falan filan derken  San Remo'da 1896'da beyin kanamasından gitmiş.

Kürt Kelimesi ve Kürtlerin Doğuşu

Perşembe, Mayıs 24, 2012 Yazar: ters LALE... , , , , Yorum yok
Kürt Halkı 


Toros dağlarından Zagros’a kadarki Coğrafyada yaşayan en eski milletlerdendir. Tarihi kaynaklar Kürt Tarihinin geçmişinin beş bin yıla kadar götürmektedirler. Bu halkın bölgelerine verilen isim ise Kürdistan’dır. Veya diğer adıyla Mezopotamya. Hint-Avrupa dili grubuna dâhil edilir. Kürdistan bölgesi kadar ismi de eskiye dayanır. Etimolojik olarak bakıldığında Kürt kelimesi KUR kelimesinden türemiştir. Kur kelimesi ise Sümerlerde DAĞ demektir.

Tİ eki aidiyeti ifade etiğinden ”Kürti” DAĞ HALKI anlamına gelmektedir. Kürt Halkı dağlık bölgelerde yaşadıklarından dolayı bu isim verilmiştir. Yine Kürtçede kuçurlara kort denilir. Bu açıdan baktığımızda Kürt kelimesinin Etimolojisi ortaya çıkmaktadır. Bir başka açıdan bakarsak Greklerde 2200 yılları öncesinde Sümercede geçen Kurti ”dağ halkına” ”Kurdienne” yani ”Kürt Memleketi” dediklerini görürüz. Evrensel Tarih gösterir ki Kürtler çok eskiye dayanan bir halktır. Ünlü Rus Tarihçi Lazarev; Kürtlerin etnik atalarının Huriler, Lulubalar, Kassiler, Karduklar ve birçok boylardır.

Paradigmanın iflası ve yeni paradigmayı kurgulamak ...


Fikret Başkaya ; öncelikle tek kelime ile anlatmak tabiki imkansız bir insan. Öncelikle resmi ideolojiyi  en ince ayrıntısından silip süpürmüş yanlışları  korkmadan söylemiş yazmış bir yazarımız, aydınımızdır. Bunu da hayatının önemli anlarını cezaevlerinde geçirmesine neden olmuştur. Resmi ideolojiden, yoz topluma , stalinden din afyonluğuna karşı savaşlar açmıştır. Bugün blogumda Radikal Kitap ekinde Mete Kaynar tarafından yazılan kitap incelemesini size sunmak istedim.

Yıllar önce, ‘Paradigmanın İflası’ isimli çalışmasında rejimin temel paradigmalarının iflasını gözler önüne seren Fikret Başkaya, bu kitabında ise yıkılan paradigmaların yerine yenisini koymayı hedefliyor. ‘Yeni Paradigmayı Oluşturmak’ başlıklı kitap, bir yönüyle yeni ve sosyalist bir paradigma inşa etmeyi hedeflerken, diğer yandan da cumhuriyetin muasır medeniyeti yakalama hedefinden muasırlaşma kapitalizm ilişkisine, Avrupa Birliği’nden sürdürülebilir kalkınma mitine, tarımdan kültüralizme kadar geniş bir yelpazede fikirler ileri sürüyor...

Aziz Nesin'e hak verince ..



Bir dönem Aziz Nesin'e yönelik tehditler artınca, oturduğu apartmanın önüne bir polis memuru yerleştirmişler ve Aziz Nesin'i korumaya almışlar.
Derken, birkaç gün sonra Aziz Nesin apartmandan çıkarken polise sormuş:
"Neden bekliyorsun burada."

Polis de:

"Şu yan apartmanda Aziz Nesin diye yaşlı bir adam var; onu korumak icin bekliyorum."

Bu olaydan sonra devletten hiçbir zaman koruma istememiş.

Bir Çocuğun sessiz Çığlığı : Babacığım...

Perşembe, Mart 26, 2009 Yazar: ters LALE... , , Yorum yok


Çok iyi hatırlarım, küçücük bir çocukken bu toprakların nasıl mücadelelerle kazanıldığını anlatırdın bana, heyecanlanırdın. Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni ezbere okuduğumda gururlanırdın, gözlerimden öperdin. Vatan’dan, Misak-i Milli’den, Kuvayi Milli’den dem vuran tarih kitaplarımız içinden Osmanlı İmparatorluğu’nun Yavuz Sultan Selimi’nden, İstanbul’u fetheden Fatih Sultan Mehmet’i ve kerametiyle ilgili öyküler anlatırdın. Vatan toprağının kutsal olduğunu söylerdin, televizyonda teröristlere ülkeyi bölmek istedikleri için lanet yağdırırdın. Hatırlıyorum baba, hepsini hatırlıyorum. Ama nedense bu topraklarda gururla bahsettiğin cephelerde Kürtlerin de savaştığını hiç söylemedin. Sabiha Gökçen’in ise bir Ermeni olduğunu… Yavuz Sultan Selim’in onbinlerce insanı kılıçtan geçirdiğini hiç söylememiştin mesela. Kurtuluş Savaşı dediğin öyküde 1 milyon Ermeni’nin bu ülkenin askerleri tarafından katledildiğini hiç anlatmamıştın. Munzur’un kan akan derelerinden, kılıçtan geçirilen kadınlardan, çocuklardan hiç bahsetmemiştin. Kürt bölgelerinde evlerin yakıldığından, kadınların kaçırılıp tecavüze uğradığından, çocukların öldürüldüğünden, evlerin yağmalandığından hiç bahsetmedin. Kim bilir kutsal olduğunu düşündüğün bu toprakların egemenleri gözlerini kapatmıştı, gözlerini kapatmıştın. Sen de bilmiyordun belki kim bilir?

Kürtçe Kimin Kürtçesi ?

Cuma, Şubat 27, 2009 Yazar: ters LALE... , , 2 yorum var
Bu millet milliyetçi kafataslarından çektiğini hiçbiyerden çekemedi ...

Kürt sorunun günden güne yaşamın temel olgusu olmasıyla beraber kürtler kendi haklarını kendielrine ait olanları dahada öne çıkarmaya başladı. Ki bu onların kendi hakları . Hiçbir meclis yokturki milletvekilleri anadillerini konuştukları için suçlansılar aşağılansınlar , bunun yasak olduğunu bağırıp dursunlar. İşte hükümetin demokrasi anca buraya kadar. Kendilri konuşunca hak özgürlük asıl konuşması gerekenler konuşunca ise bölücülük . İşte demokrasi buraya kadar. O hükümettir ki demokrasiyi kendi kullandıkları hak sananlar deilmidir. o başbakan deilmidirki kendi insanını mal olarak gören. Bir sıra bir söylemi vardı . benim işim ülkemi pazarlamak. Ki bu konuda kendini bile aştı yakında insanlarıyla toplu halde verecek bi yerlere.

Anlamını Yitiren Kelimler ... - 1

Gözümde her geçen gün gittikçe önemsizleşen ne idüğü belirsiz bir gün daha ! Bunu okuyanlar belki kızacaklardır ama birazda farklı açılardan , pencerelerden bu olayı görmek en doğrusu olacaktır.
Sevgili olgusu ve günüyle unutulan ...
Sevgililer Günü nereden çıkmış bir bakalım ...
Milattan Önce 4. yüzyıllarda yaşayan ve kendini aşka adadığı için devrin kralı tarafından ölüm cezasıyla cezalandırılan Aziz Valentine, ya da “Valentius” veyahut “Valentinian”gibi farklı isimlerle anılan fakat kendini aşka adadığı konusunda birleşilen kişi için kutlanıyor bugünkü sevgililer günü…

Ve oradan bugune değişen ve anlamını yitirdiğine inandığım bir gün. Ancak insanların nedense farklı görmek istediği yada , gözlerin içine batıra batıra gösterdikleri bir gün.


I love You Radikal :=)

Perşembe, Ocak 08, 2009 Yazar: ters LALE... , , 1 yorum yapılmış
Radikal sıksık okumaya çalıştığım nadir gazetelerden biri. Son zamanlar sadece netten takip etsem bile bazen yalnış haberler yazsalar dahi. Eleştirilerimin çok sert olması onları incitmesine rağmen bir çok yorumu onayladılar. Gerçekten yorumlar konusunda en özgürlükçü gazete diyebilrim.

Radikal'in iki hafta önce Sitedeki puanı en yüksek olan üyelerin 100'üne 4 sinema bileti kampanyası başladı. Bende Sinemayı sevdiğim ve radikalide okumaktan zevk aldığım için rakalde yorumlara biraz daha ağırlık verdim diyelim. İlk 2 hafta ben bu 100 kişi arasında oldum . Yani 4 bileti kazandım. Gerçi biletler elime halen ulaşmadı ama . . .


Su Damlasına Sığdırılan Yaşam ... (Ölüm orucu belgeseli)

Cumartesi, Aralık 20, 2008 Yazar: ters LALE... , , Yorum yok
19 Aralık Karanlık Türkiyenin Karanlık cezaevleri ....




Cezaevi Müdürlüğü Kanalı ile Cumhuriyet Başsavcılığı’na/Kandıra-Kocaeli Konu: “Hayata Dönüş Operasyonu” ile ilgili suç duyurusudur... “Hayata Dönüş” adı altında saldırı ve katliam 19 Aralık 2000 tarihinde Türkiye’deki cezaevlerinde, biz devrimci tutsaklara yönelik kanlı ve vahşi katliamlar gerçekleştirildi. Sermaye devletinin “Hayata Dönüş” diye yutturmaya çalışarak yürüttüğü bu saldırılarda, 28 devrimci yaşamını yitirirken, yüzlercesi de çeşitli şekillerde yaralandı, onlarcası kalıcı biçimde sakatlandı.

D-Smartzedeler :)

Bugünde size benimde almayı düşündüğüm ama son anda vazcaydığım D-Smart Ve Mağdurlarından bahsetmek istedim. Bildiğiniz gibi D-smartın kulanıcılara aksettirilen bi sloganları, felsefeleri yada kulanıcları kandırma gibi şeyleri vardı. uyduda bi çok kanal bazı saatlerde sadece d-Smart kulanıcılarına açık oluyordu . Bende ondan merak salmıştım d-Smarta.
En güzel kanalları toplamıştı . Canımız çekiyordu :) Bir kere ödeyin ölene kadar bedava kulanın tarzında reklamlar yapıldı . Yani bi kere alınca maçları ve bütün kanalları bedava izleyecekti

Güya tüketici kardeşlerimiz.

Dünyada böyle para almadan kendi kendini finanse eden bi sistemde yoktu .. Zaten nasıl finanse edebilecektiki bu kadar büyük bütcelere karşı.


Olan Millete OLDU …

Aslında bu olanlara şaşırmamak lazım bu ülkede. 2. FreeTv yada Teon Vakası gtibi olmaya doğru gidiyordu D Smart.Zaten Sansui-Free Tv diye ortaya çıkan platformda gene doğan yayın grubu harkasıydı.

Sonuç : Fİyasko …

Gene Aynı şey farklı bi isime büyük kampanyalarla büyük yalanlarla geri geldi belkide. Uluslararası finans kuruluşları bile raporlarında Doğan Yayın Holding’in en zayıf halkasının D-Smart olduğunu söylüyor, piyasada tutunmasının imkansız olduğunu vurguluyor.

Kutuzedeler Mahkeme Yoluna Gidince …Zaten Normal uydu fiyatının neredeyse iki katı fiyatına satlan d-Smart decoderler ayrıca aktivasyon ücreti olarak 85 ytl kadar bi ücret alındı tüketiciden. Sadece Bu kadar kalsa gerçekten iyi olacak ama olanlar sadece bu kadar değil.Faturasız diye başlayan D-smart sözleşmelerinde ufak puntolarla bunun yazması bişiyi değiştirmiyor malesef.Ve hala bazı kanalların topğlandığı paketleri 50-60 ytl gibi fiyatlarla satmaya uğraşıyor Doğan Grubu .Ve hala millet kandırılmaya devam ediyor. Kısaca D-Smart kandırma Listesi
Normal uydudaki genel kanalları kendi kanalı gibi lanse edip milleti buna mahkum gösterdi.Faturasız diye yola çıktı fakat insanlara hem üyelik hemde paket ücretlerini almaya başladıSinema Tv İçin Aylık extra 20 Ytl ödemek ZorundasınızLocaları Kontürle satmaya başladıTurkel super lig yayınlayacağım diye çıktı ortaya maçlar 2-3 Yıl Daha Digitürkte. 6.Uefa yayınlayacam dedi Ama uefanın bi şartı bunu gene bitiriyor. uefa maçları şifresiz ve genel kanalda yayınlamak zorunda .

DAHA NE OLSUN EY TÜKETİCİ

Yaptınız mı Yapmadınız mı ?

Perşembe, Eylül 25, 2008 Yazar: ters LALE... 2 yorum var
Siyasette bugunlerde Öylemidir? Değilmidir ?
bu mudur? Değilmidir ? gibi sacmalaması Güzel laflar dönüp duruyor :)

Hele Baham Siz ülkeyi Felakete Sürükledinizmi ? Sürüklemedinizmi ? :D